Konuştuklarım ve sustuklarım kadarım. Yazdıklarım yok.

Yazı yazmayı öğreneli 15 sene oluyor. Kendimi yazıyla ifade etmeyi seveli kaç yıl oluyor, bilmiyorum. İlk günlüğümü annemin aldığı zamanı anımsıyorum. İçerisinin çok da aydınlık olmadığı bir kırtasiyeden almıştı. Kalın, kapağında gül resmi olan içinin sayfaları pembe renkli o kilitli defter. Annemin bana öyle bir defteri neden aldığını bilmiyorum. Ben mi istedim o mu tercih etti hiçbir fikrim yok. Ama o kalın günlük, çocukken ifade etmekte zorlandığım her bir duygumun tercümanı. Öyle ki teyzemler evlendiği zaman geriye kalan boşluk hissini, bir ilden başka bir ile taşınmayı, yeni arkadaşlar edinmeyi, uğradığım akran zorbalıklarını, yalnız kalmayı, anlaşılamayışımı hep bu defterin sayfalarına sığdırmışım.

Gün gün yazmaktan çok uzakmış benim günlüğüme yazdığım yazılar. Ya çok mutlu olduğumda ya da çok üzgün olduğumda yazarmışım. Büyüdükçe mutlu olduğum zamanlar yazmaktansa daha çok kırıldığım, üzüldüğüm zamanlar açmışım defterin kapağını. Yıllarca böyle devam etti. Ara sıra görüştüğüm bir dost gibi o günlük beni bir köşede bekledi.

O günlük yaklaşık on senede bitti. Annem doğum günümde ikinci bir günlük aldı. İkinci hızlı bitti. O da üçüncüsünü aldı. Artık aramızda yazılı olmayan bir anlaşmaya dönmüştü bu durum.

Tabi ben hayatımın bir noktasında iki kalın kapak arasına kilitli kalan duygularımı ortaya dökmek niyetiyle rastgele defterlere, a4 kağıtlarına da bir şeyler yazmaya başladım. Ola ki birisi okur da ne hissettiğimi bilir, anlar, görür diye. Ama bilirsiniz ki gizli olanın cazibesi aşikâr olana göre daha fazladır. Kimse o kağıtları okumadı ama günlüğümü merak edenler oldu.

Şimdilerde ise insanın duygularını, hissettiklerini saklamasından çok karşısındakine ifade edebilmesi gerektiğini savunuyorum. Yazarsan yine yaz tabi bir yere ama yeri geldiğinde sevdiğini söylemesini de bil. Kırıldığını, üzüldüğünü belirt insanlara. Öfkelendiğin zaman bunu göster doğru ölçüde, saklama. Evet, yazmak bazı insanlara şifadır fakat bazı duyguların da ifade edilmesi gerekir.

Öte yandan bir şeyi de fark ettim ki bir süredir yazı yazmak gelmiyor içimden. Neyden bahsedeceğimi bilmediğim gibi yazmaya çalıştığım her yazı da muhakkak aynı yere çıkıyor. İnsan dönüyor dolaşıyor hep yarasına denk geliyor. Olana kırgın olmak insanı kelimelerden de uzaklaştırıyor. Sessiz bir savaş başlıyor insanın içinde kiminle ve neyle mücadele ettiğini bilmediği.

Şu sıralar konuştuklarım ve sustuklarım kadarım. Yazdıklarım yok. Kalemi elime almayı bırakalı da çok oluyor.

İnsan kendini her yönüyle bildiğini düşünerek yanılıyor. Çünkü yaşadığı her an kendisi hakkında yeni şeyler öğreniyor. Kendisini tanıyor. Ve en önemlisi şu hayatta kendisini olduğu gibi kabul etmesi gerektiğini, yalnızca böyle bir hayatın insan için huzurlu olacağını fark ediyor.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.