Ölümün Uğradığı Evler

Ölümün girdiği evler gördüm. Ölenle birlikte bir parçasını geride bırakan insanlar tanıdım. İçi çiçeklerle dolu mezarlıklar da gördüm kimsenin uğramadığı virane olmuş mezarlar da.

Yaşadıkça eksilen insanın ölümle beraber çok daha fazla eksildiğini ama kendine yaklaştığını gördüm. İnsan kendi içine bakmayı eksildikçe fark ederken biriken acılarıyla da yüzleşirmiş.

Ölümün girdiği evleri, ateşin bizzat tam da merkezine düştüğü kalpleri ve acıdan başka şeylerin de devşirilebileceğini gördüm.

Henüz başlamamışken biten hikayeler duydum, daha çok yazılmadan biten hikayeler gördüm ve hikâyenin ortasında tam da her yer yaşamak kokarken sonlanan hikayeler bildim.

Yetişemeyenleri, koruyamayanları, pişmanlıkları ve insanda kâğıt kesiği gibi sızı hissettiren vedaları gördüm. Ölen ister genç olsun ister yaşlı vaktin hep erken olduğu düşünülen ölümler tanıdım.

Ve tüm bunların ortasında içinde söylenmemiş sözler biriktiren yaşayanlar tanıdım. Daha vaktinin olduğunu düşünen insanlar gördüm. Varlığına alıştığı insanların yokluğundan korkmayan, endişe duymayan insanlar bildim.

Acı ölümle sevimli “yaşamak” bir aradayken daha yapılacak çok şey olduğunu ve bunun için ne kadar vaktimiz olduğunu bilmediğimizi bir kere daha anladım.

Ölümle yaşam bu kadar iç içeyken, ölüm sizi üzerken aynı zamanda küçük bir çocuk elinize dokunduğunda ve yüzünüze gülümsediğinde, yüzünüzde tebessüm oluşturduğunda içinde bulunduğunuz ve içinizde bulunan her şeyi bir gözden geçiriyorsunuz.

Sadece ölümün kazandığı veya sadece yaşamanın kazandığı değil ölümün varlığını unutmadan yaşamanın kazandığı bir ruh hali size, hayatın sadece nefes almaktan ibaret olmadığını hatırlatır. 

Film Alıntısı: The Bıg C

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.